28 Aralık 2007 Cuma

Durgunluğumun Sarsıntısı...

"bakışlarım sabitleşti sûretinin bittiği yerde,
zihnim en karmaşık oyunlarla haber saldı mahiyetime
acılar düşlerde pekişti
beden ve ruh tek noktada birleşti...
varlığın doz aşımı bünyeme
sözler utanmasa, gözler yaşarmasa; tenine kaç metre uzaklıkta ki mağrurluğum
kaderin saçmalığı bu seleksiyon."

"Acılar insanı bambaşa bir hâle getiriyor istemsiz bir şekilde. Neye inandığın, neyi gördüğün, olaylar ve vs'ler'e âmâ oluyor bünye.
Bazen içeriğimizde ki sadist bir pisliğin fısıldayışlarını duyarız, acı çekmeye zorlar bilmediğin bir "sen"... Kan dökülmeden, yara almadan çekilen acı gibisinin olmadığını anlarız. Alacağın hiç bir ilaç, göreceğin hiç bir tedavi geçiremez bu acıyı. "zaman" derler, "Zaman geçtikçe" düzelecek, geçecek. Uydurmadan başka bir şey değil, zaman başkalarının lehine işlerken bana garez'i varmışçasına aleyhime işliyor inatla. Bu inat karşısında sabrımı ölçüyorum, dibe vurduyor gördüklerim. Olmamalıydım diyorum, hiç çıkmamalıydım ana karnından, hapsetmeliydim oraya kendimi... Bunları mırıldandıkça lanet ediyorum "keşke"lere. Bu kadar lanet bir kelime-his olabilir mi? Keşke'ler, kendini kandırmacalar. Ne kadar da uyuşuyorlar. Benden uzak olsunlar bir süre. Bütün geçmişi unutturacak bir yudum lethe..."

Adını sanını bilmediğim, sadece suretinin görmeye yettiği; kalbin "çıkar beni burdan" dercesine attığı bir his, bir duygu karmaşasın da, hiç bir ayak izinin bulunmadığı, kimsenin geçmediği, meçhul bir yolda buluvermiştim kendimi. Lakin hiç şikayetim yoktu bu durumdan. Huzur'a seslendiğim o vakitler gelivermişti aklıma birden; bir dua'yla, bir sitem gibi, ağıtlar yakmıştım çehresine "gel beni al" diye, "istemiyorsan bırak ben geleyim, aç kapılarını" sözleriyle. yakarışım bir haykırış gibi inletmişti benliğimi, bilemezdim ki yıllar sonra aradığım, bulmak istediğim bir peşkeş'ti o'nunkisi. Sessizdi gelişi, öyle de olmalıydı, sessizce girivermeliydi yıpranan mahiyetimin ilacı. Düşler hiç yolunu şaşırmadı, hâyalller hep gerçekmiş gibi soyutlanan mutluluğun yansımasıydı. Düşlerdi seni bana getiren, içinin içinde bir yağmur gibi serpilen yaşların tohumu tebessüm fırtınaları estirdi. Nedensiz değildi, nedenler olmasaydı sonuçlar da olmazdı. düşlerden gelen ilham'dı parmaklarımı konuşturan, kimi vakit gevezeleştiren...
Karşıma geçtiğin an "gözleri açık rüya görmek" kavramını gerçekleştirdiğim an'dı, adın Rûyaydı. Karşım da duran koskoca bir peşkeş, Tanrı'nın hazırladığı. Tanrı'nın süprizleri hep mutluluk uyandırmaz mıydı. Göğe doğru yönelip hıçkırıklara boğulduğum, gözyaşlarımın nihayet kuruyup içime akması sonucu kanayan ciğerimin, yüreğimin, midemin hüsranı büyüktü, duydu dedim beni Tanrı, duydu nihayet. Göremediğim bir cisim; o zaten hep seni duyuyordu, hep yanındaydı, üstelik yaptığın tüm saçmalıklara rağmen bu peşkeş' yanında olduğunun kanıtı..


Bilmezdim bu duygunun lezzetinin büyüklüğünü, tadabilmek en hırçın ve her şeyden yoksun zamanlarında.

Hiç yorum yok: